7. Bornova Kitap Fuarı gözlemlerim
Hayatı boyunca elinden kitabı düşürmeyen insanlara hep hayranlık besledim. Maddi sıkıntılar içinde, umutla ve sevgiyle yazdığı öyküyü, şiiri ya da romanı kamuoyuyla buluşturmak isteyen binlerce insan tanıdım. Ünlü olmasalar da yaptıkları iş bence son derece saygıdeğer.
Yazmak için ünlü olmaya ya da çok satmaya gerek yok. Bir yazarın ortaya koyduğu eser; dili, kurgusu, anlatımı, kelime dağarcığı ve dünyaya bakışı üzerinden değerlendirilebilir. Her yazarın anlatacak bir hikâyesi, söyleyecek bir sözü vardır.
Bornova Kitap Fuarı’nda da birbirinden değerli yazarlarla tanışma imkânı buldum. Ancak biri hariç.
Daha önce bir inşaat firmasında çalışmış, geçtiğimiz yıl emekli olmuş bir kadın yazarın konuşmasına denk geldim. Açıkçası konuşma biçimi dikkatimi çekti. Kimin yazar sayılıp sayılmayacağı konusunda ahkâm kesiyor, şiirin boş bir uğraş olduğunu savunuyor, dünyada “vatan” diye bir kavrama insanların ihtiyaç duymadığını uzun uzun anlatıyordu. Vatandaşlığın da gereksiz olduğunu söyledikten sonra çevresindeki bazı yazar arkadaşlarını eleştirmeye başladı.
Bunu kitap fuarının ortasında, oldukça yüksek bir ses tonuyla yapıyordu.
İstersem hiçbir şey söylemeden yanından geçip gidebilirdim. Ancak bir noktada konuşmaya dâhil olmak ve itirazımı dile getirmek istedim.
“Önce dinlemiyorsunuz,” dedim.
Cevabı ise oldukça şaşırtıcıydı:
“Dinlemem. Sizi bilerek konuşturmuyorum.”
Hayatında ilk kez gördüğü bir insana böyle bir cevap verilmesi bana göre tartışmanın sınırlarını aşan bir tavırdı. Karşılıklı konuşmanın, hele ki bir kitap fuarında, önce birbirini dinlemekten geçtiğini düşünüyorum.
Vatansızlık konusuna da değindiği için burada bir ayrım yapmak gerekiyor. “Vatansızlık” yalnızca siyasi veya felsefi bir tartışma konusu değil; hukuki bir kavram da. Haymatlos, yani vatansız kişi, herhangi bir devlet tarafından kendi vatandaşı olarak kabul edilmeyen kişidir. Bu durum kişinin hukuken tamamen “yok” olduğu anlamına gelmez; ancak vatandaşlık bağının bulunmaması günlük ve hukuki yaşamda ciddi sorunlar doğurabilir.
Ben bu kavramın sosyal ve hukuki karşılığını bilen biriyim. Gerçek anlamda vatansız insanlarla da karşılaştım.
Fakat kitap fuarında yaşadığım tartışmada beni asıl rahatsız eden, vatan veya vatandaşlık hakkındaki fikirlerinden çok, karşısındaki insanı dinlemeye dahi gerek görmeyen tavrıydı.
O konuşmadan sonra daha fazla tartışmanın anlamı olmadığını düşünüp yoluma devam ettim.
Çünkü kitap yazmak, insanlarla konuşmayı; yazar olmak ise her konuda haklı olmayı gerektirmiyor.
Belediyenin teknik hatası
Bornova Belediyesi ile ilgili yıllardır çok sayıda haber yazdım. Siyasi olaylardan adli vakalara kadar pek çok konuyu takip ettim. Ancak Bornova Kitap Fuarı’nın düzenlendiğini duyunca bu kez haber yapmak için değil, fuarı görmek amacıyla Erkan Doğan ile birlikte fuar alanına gittik.
İnce bir yağmur vardı.
Fuar alanına girdiğimizde ise başka bir manzarayla karşılaştık. Kitap stantlarının önemli bir bölümünde yayıncılar yağmurdan korunmak için kitapların üzerini kalın naylonlarla kapatmıştı. Herkes kendi imkânlarıyla bir çözüm bulmaya çalışıyordu.
Daha da dikkat çekici olan ise bazı stantlarda yağmur suyunun içeri girmesiydi. Fuar alanındaki çatı ve örtü sisteminin yağış karşısında yeterli olmadığı açıkça görülüyordu.
Kitap fuarında kitapların yağmurdan korunması için yayıncıların kendi imkânlarıyla mücadele etmek zorunda kalması hoş bir görüntü değildi.
Sonuçta fuar alanını kurmak ve ziyaretçilerin yanı sıra yayıncıların da sağlıklı koşullarda faaliyet göstermesini sağlamak organizasyonun temel sorumluluklarından biri.
Kitapların, yazarların ve okurların buluştuğu bir etkinlikte en azından temel fiziki şartların yağmura karşı hazırlıklı olması gerektiğini düşünüyorum.
Bornova Kitap Fuarı’ndan aklımda kalan ise sadece kitaplar ve yazarlar olmadı.
Bir yanda yazmak için yıllardır emek veren, imkânları sınırlı olsa bile kitabını okurla buluşturmanın heyecanını yaşayan insanlar vardı.
Diğer yanda ise bir yazarın, karşısındaki insanı dinlemeyi reddeden tavrı…
Ve bütün bunların arasında, yağmurdan korunmaya çalışan kitaplar.
Belki de bir kitap fuarının en önemli sorusu şu olmalı:
Kitapları ve yazarları gerçekten ne kadar önemsiyoruz?
